Bu bağlamda dikkat çekmek istediğim bir nokta var, o da “bir grupta maruz kalınan bir olayın, ilgili kişi ile birlikte, diğer bireyleri de etkileyebildiği”.
Bu etkiyi bana en iyi modelleyen çalışmalardan birinden bahsetmeliyim:
Psikoloji alanında, iyi niyetle başlamış ve ne yazık ki kötü hasarlar bırakmış, ancak sonuçları itibari ile bize ışık tutmuş olan bir çok deney var. Her ne kadar “olumsuz” olarak nitelendirilseler de farkındalık yaşattıkları da bir gerçek. “Canavar Deneyi” de, deneklerde kalıcı hasar bıraktığı için asla tasvip etmediğim ancak sonucu itibari ile etkilendiğim ve çıkarım yapabildiğim bir çalışmadır.
1939 yılında, Iowa Üniversitesi’nden Dr. Wendell Johnson tarafından öksüz / yetim çocuklar üzerinde yapılan bu çalışmada çocuklar, kontrol ve deney grubu olarak ikiye ayrılmışlardır. Grubun içinde kekeleyen çocuklar olduğu gibi konuşması gayet düzgün olan çocuklar da vardır ve çocuklar gruplara karışık olarak dağılmışlardır. Her çocuğa diksiyon dersi verilen çalışmada; birinci gruba, doğru telaffuzlarında “pozitif geri dönüşler” ile olumlu konuşma terapisi, ikinci gruba ise kekeme olduklarını da yüzlerine vurarak aşağılayıcı ifadeler ile olumsuz konuşma terapisi uygulanmıştır.
Çocuklar her şeyi olduğu gibi kabul ettikleri ve çok hızlı öğrendikleri için dış etkilerden daha çok etkileniyor olabilirler. Ancak bence yetişkinlerde de bu böyle. Her ne kadar kendinden emin olsa da bir kişi, negatif geri bildirim, insanın kendine olan inancını kolaylıkla baltalayabilir. Negatif olan bir şeyi “pozitif tutumla” söylemek, pozitif olan bir şeyi “negatif tutumla” söylemekten daha iyi bir etki yaratıyor bence. Mesele üslup, ötesi yok.
Süreci iyi yönetilmemiş işten çıkarmalarda ya da performans görüşmelerinde olan tam da budur aslında, aynen canavar deneyde olduğu gibi. “Diğerine” yapılan beni de etkiler. Ters giden bir şeyler olduğunda, konunun sadece o kişi ile sınırlı kalacağını sanmak büyük hata. Oysa ki “kalanlar”, giden kadar çok etkilenirler. Ya da negatif geri bildirimi “negatif” yolla alan çalışan kadar, bilgi alış verişinde (!) bulunduğu diğer çalışanlar da etkilenirler tüm olanlardan. Akıllardan geçen tek bir şey olur çünkü: “Bugün ona olan, yarın bana da olabilir!” Dedikodunun en çok yapıldığı zamanlar, işten çıkarmalar, ücret zamları ve performans dönemleri değil midir?
İş hayatında ansızın oluşan sorunlar, elden başka ne gelir ki konseptli kararlar, yazlar kadar kışlar da var. Acıtan bu değil de, bile bile karda kışta üşütmek aslında. Bir battaniye, bir sıcak çay hepsi bu. İnsani değerleri, yöntemleri, maliyetsiz beklentileri unutmadan yapalım her ne yapıyorsak. Bugünün adayı yarının çalışanı ise bugünün çalışanı da yarının şirket dostu ya da düşmanı. Sadece ince bir çizgi var arada. İşin biliminden (yöntemler) çok, ruhu (üslup) etkiliyor sonuçları. İster kabul edelim, ister etmeyelim. Robot değil, insanız çünkü.
İlk Yorumu Siz Yapın