“İş”ten “İç”e Dönüş Zamanı

Yıllar önce Banu Özdemir’in 30 Mumlu Pasta kitabını elime aldığımda, çok uzak gelmişti.

Upuzun yıllar var önümde, acaba nerede olurum, neler yaşarım kim bilir demiştim, 30’lara sanki hiç ulaşmayacakmışım gibi.  20’li yaşlarımdaki en büyük dileğim, “30’a ulaşırsam eğer, ne olur “geçmişe dönsem keşke” demeyeyim, hep önüme bakabileyim” idi. Öyle de oldu.

Bugün ben, tam da o gündeyim. Zaman geçiyor hızla, kovamı ne ile doldurmuşum, ona bakıyorum.

İç hesaplaşma belki, belki de bir kutlama, “işten içe” dönüş zamanı…

Yaşamımın İlk 30 Yılında Neler Öğrendim;

Bazı şeylerin sonsuza dek süreceğini zannederken dünyamın 1 günde 1 anda nasıl değişebildiğini,
Bazı dostlukların basit bir sebeple bile kaybedilebileceğini ve yerine yenilerinin geleceğini,
Boşlukların hızla dolduğunu, yine de bazı yaraların zor iyileşebildiğini,
İnsanoğlunun her şeye nasıl da alışabildiğini,
Acının en güzel pişirici olduğunu, ruhun en çok sıkıntı ile piştiğini,
Olgunluğun verdiği hazzı ancak yaşayanın bilebildiğini,
Emeksiz yemek olmayacağını,
Hak ettiğine inandığında dileklerin daha hızlı gerçekleşeceğini,
Başarının tanımının ve kriterlerinin göreceli olduğunu,
Şükretmenin önemini,
Kendi paramı kazanmanın ve beni yetiştirenlere yardım edebilmenin hazzının büyüklüğünü,
Kimsenin kimseden üstün olmadığını,
İçsel yolculuğun mutlak yolculuk olduğunu,
Ailenin ve gerçek dostluğun önemini bilmenin yetmediğini,
Verilen değerin gösterilmesi, hissettirilmesi gerektiğini,
Hataların zamandan daha büyük bir öğretmen olduğunu,
Herkese hak ettiği değerin verilmesinin önemini, “kim ne kadar hak ediyor” terazisini kalbin yönetmesi gerektiğini,
Kalbin, hissiyatın, ruhun ne kadar güçlü olduğunu,
Hayal edebilmenin harika bir özellik olduğunu,
Yaşamı tekdüze değil çeşitlendirerek yaşamanın gerçek bir sanat olduğunu,
Mükemmel bir aileye, candan öte kuzenlere ve güzel dostlara sahip olduğumu,
Güzel olanları kutlanmış, acı olanlarından dersleri alınmış çok güzel anılar biriktirebildiğimi…

Kandırıldım, kandım.
Göz göre göre devam ettim inanmalara…
Asla yapmam dedim, yaptım.
Affettim, kabul ettim, yaşanmış her ne varsa…
Büyüdüm, olgunlaştım da hala hamım, pişiyorum…

Geriye dönüp “neyi değiştirmek isterdin” deseler, “tek bir yaprak kımıldatmazdım” yaşamımda derdim.

Yine de bir önerim olabilecek olsaydı 20’li yaşlarıma, “kendi kıymetini çok iyi bil” diye fısıldardım kendime. Mutlak doğru olmadığı için; onaylanma bekleme, cesur ol, kalbini dinle. O sana doğruyu söyler derdim.

Her yaşın ayrı bir güzelliği olduğunu, dolu dolu yaşadıkça anlıyor insan.
Hayatının altının üstünden daha iyi olabildiğini de bazen.
Anın sadece “kabullenme ve teslimiyetle” olduğu gibi yaşandığını,
Bunun da ancak “iç”te kalabilme ile mümkün olduğunu anlıyor.
Yani; ne okul adı, ne soyadı, içinde ne var? Vitrin değil mühim olan, yürekte ne var?

Ben hiç kimseden gidemem, gitmem…
Unutamam acı tatlı ne varsa, “hazinemdir”.
Acının insana kattığı değeri bilirim, küsemem.
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir.

Hayatlar da öyle!

30’lar kulübüne “hoş”geldim. 30 yaş buraya getirdi ise, kim bilir 40 yaş neler getirir…

Nasipse görmek, yazmak da kısmet olsun!

18.10.2013

canel Yazar:

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir