Görünür Olmanın Temelleri

Hayatımın en kötü haberini alalı 10 ay geçti. Neredeyse 1 yılda 5 yaş büyüdüğüm bir zamanın içinde bir de pandemi oldu. Hepimiz çok zor bir yıl yaşıyoruz. Kimileri iyice içine dönerken kimileri dışa vurumla yönetmeye çalıştı yaşadığı negatif duyguları.

Pandemi kaynaklı karantina sürecini kişisel gelişim için bir fırsat ya da uzunca süredir yapamadıklarımı yapabilme fırsatı olarak göremedim ben. Çok anlam yüklemeye çalışmamakla çok hafife almamak arasında bir yerdeydim. Öyle ya herkesin derdi kendine.

Yine de bu süreçte istem dışı çok düşündüm. Çok fazla. İnceledim, irdeledim, hayal kurdum, sorguladım. Her ne kadar yükselmek, büyümek, gelişmek, aydınlanmak gibi amaçlarım olmasa da çok farkındalığım oldu. Beni yakından tanıyanlar sürekli, gerçekten sürekli “yaz bunları Canel” dediler. Yaşadıklarını, çıkarımlarını yaz. Çok sevsem de uzunca süre çekimser kaldım. Yazmayı sevmesine rağmen niye yazmaz insan? Belki de sadece bir kişiye bile merhem olma umuduyla bildiklerini neden paylaşmaz? Neden erteler, neden görünmez olur?

Hımm, görünmez olmak. Peki görünür olmak ne demek? Sahnede olmak ne demek? Sesle, yazıyla, eylemle, herhangi şekilde hayat sahnesinde olmak.

Kendimden ve bugüne kadarki gözlemlediğim onca insandan yaptığım çıkarım, bazılarının görünür olmakla ilgili bir derdi olduğu. İçten içe istese de, aslında cesareti olsa da, söyleyecek sözü olsa da. Yahu bu da mı konuşuyor, konuşuyor da dinleyeni de var diye düşündüğüm biri için o an fark ettim aradaki farkı. Söyleyecek çok sözü olup susanın yanında konuşabilenlerin en büyük farkı “başkaları ne der” gibi bir kalıplarının gerçekten olmayışı ya da varsa da çoktan çözmüş olmaları. Yaşla gelen olgunluğun ya da yaşanan acı deneyimlerin de insanı pişirdiği ve dönüştürdüğü söylenir.

Karakteristik özellikler hariç başkalarını kendinden çok düşünmemek büyütülürken dikkat edilmesi gereken şeylerin başında geliyor. Birçoğumuz mükemmelin iyinin düşmanı olduğunu biliyor. Mükemmeli ararken ya da mükemmeli yapmaya çalışırken hayatın kaçtığını da. Çoğu konuda doğru zaman diye bir şey yok, burnunu kapat ve dal derinliklere. Ben de bugün uzunca bir aradan sonra derinliklere daldım.

Ebeveynlere çağrımdır;

Adab-ı muaşeret, doğa sevgisi, çevre kontrolü, empati, saygı mutlak surette bir çocuğa nakşedilmesi gereken şeyler bana göre. Erdemdir insanı insan yapan, ahlaktır, başkalarına saygıdır.

Bunları öğretirken çok ince bir çizgi var. Çizginin az ötesi “başkaları ne der, el alem ne der”cilerin olduğu yer. Bir çocuk kendini ifade etmeyi öğrenmeli, sözünü söyleyebilmeli. Her ne olursa olsun var olabilmeli, olduğu gibi, kendi gibi. Görünür olabilmeli. Kimse kimseden daha değerli ya da daha az kıymetli değil. Bir noktada kolektif bilince ve bir olmaya inanan biri olarak bütündeki yerini iyi kavramalı insan. Yolu çocukluktan geçiyor. Öyle ya, yetişkinlik çocukluk yaralarının ya iyileştirilmeye çalışıldığı ya da sürdürüldüğü yer bana göre. Yoksa koca koca insanlar neler yapıyor durumu nasıl açıklanır ki. Yaşamın en kritik yeri çocukluk bana göre.

Bir insan ne iş yaparsa yapsın, nerede yaşarsa yaşasın, kim olursa olsun, görünür olabilmeli. Yaşam bir sahne. Nasıl ve neden sahnenin gerisinde kalır insan? Bilinçli tercihle kalanlar olabilir, konunun özü çocuklukta kodlanan bazı kayıtlar yüzünden geride kalmayı “seçenlerde”. Seçimse adı tabii…

Ağzı olanın konuştuğu, sosyal medyada her türlü var olmayı görünür olmak zannedenlere değil çağrım elbette, bu yaşama getirdiği hediyelerinden diğerlerini mahrum bırakanlara. Hakkım yok, hakkımız yok. O bir kişi için bile değer. Parladığımız yerlerimizle başkalarını da parlattıkça, kanadığımız yerlerimize de başkalarının ışığıyla pansuman yaptıkça bir şeyler daha iyiye gidecek. İyi ya da kötü ne varsa, eser hepimizin.

canel Yazar:

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir